• errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com






 

Şu anda 2 konuk çevrimiçi
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter

 

Tasavvufun üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de İlahi Aşk’tır. İlahi aşk gönüllerin gıdasıdır. Manyetik alan gibidir. İlgi duyanları kendine çeker, bir mum gibi eritir. Sevgilide hayat buldurur. İstikametler dünyadan Cennete çevrilir. Bir kez gönülleri yakan bu aşk, yüzyıllarca sayısız insanın mürşidi olmuş, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmış; Hakkın dergâhına ulaştırmıştır. O zatlar ki bakışı, duruşu ve hal hareketi hülasa yaşantısı ile bizlere Allah’ı hatırlatırlar. Peygamberimizin sünnetleri hayatlarına hâkimdir. Onların huzurlarında insan beşeriyetin hırs ve ihtirasından arınır. Yaramaz ve çirkin huylar insandan uzaklaşır. Kişi huzurunda bulunduğu zatın edebi ile edeplenir.

Bazı kurnaz insanlarda toplumun temayülünü fark edip maskeli bir şekilde cemaatler arasına sızıp bizleri aldatabilirler. Onlara hemen kanmamalı, bizden ayrıldıktan sonra yaptıklarını takip etmeli, anlattıkları ile müsemma olup olmadıklarına bakılmalı. Dünyaya karşı tavırlarını iyi gözlemeli. Kadına, paraya, şöhrete v.s. ilgisi olup olmadığına dikkat edilmeli.

İlahi aşk kendiliğinden kalbe doğan bir hal değildir. Bu nimete erişmek isteyen kişi, etrafındaki varlıkların güzelliklerini görmeli, bu güzelliklerin sahibini adım adım aramalı. Çünkü tasavvufta bütün güzelliklerin kaynağı Allah (cc)’ın cemalidir. Cenab-ı Hak’kın varlık ve birliğini; güzellik ve cemalini gösteren en parlak aynadır. Zira insan iç âlemini, gelişmiş duygularını, sonsuz hayal gücünü, düşünme ve konuşma kabiliyetini ve daha birçok üstün özelliklerini derinden derine düşünse ve bunları birisinin kendisine hediye ettiğini idrâk etse, o ikrâm sahibi Zâtı bulacak ve O’na nimetlerinin karşılığında sevgi duyacak, şükredecektir.

Bu çabaların sonunda bir gün onun misilsiz cemalini görüp ilahi aşkın engin bahçelerinde yanık sesli bir bülbül olacaktır. Konuşmayacak, konuşturulacaktır. Bu aşka herkes tahammül edemez. Zira ilahi aşk düştüğü gönülleri yakan bir ateştir. Bu aşka düşen gönüller de, Hak tan gayri ne varsa, hepsi yanar kül olur. Âşıklar yanacakları kadar yanıp tutuşmuşlardır. Onlar öbür âlemde gül bahçelerindedir. Çünkü âşıklar bir ömür boyu bülbül gibi, o gül bahçelerinin hasreti ile yanıp tutuştular.

Güneşi gören mum ışığında durmaya razı olabilir mi? Sonsuzun lezzetini tadan bir gönül, fani lezzetlerden zevk alabilir mi? Elbette hayır. Candan ve cihandan geçenler, manevi âlemlerin sonsuz ufuklarına kanat çırparlar. Dünya düşkünlerinin peşinden koştuğu menfaatler, onların gözünde bir hiçtir.

Ayrıca bu aşk, bir kişiye ezelde yazılmamışsa, bu kişinin âşık olması yine mümkün değildir. Âşık olma kabiliyeti ruhlara ezel de verilmiştir. Çünkü bu aşkın düşkünleri için acılar dert değil, asıl sevinç kaynağı olur. Allah’ın tecellisi bütün âlemi kaplar. O her yerde hazır ve nazırdır. Bütün isim ve sıfatlarının görüldüğü tek yer insandır. Kendini bilen Allah’ı bilir.(H.Ş) İnsan ilahi bir kitaptır. Hakkın ilham ettiği akıl ve şuurla okunur. Fakat herkes insandaki yazıları tam ve noksansız okuyamadığı gibi, bu kitabı okumuş ve kendini kemale erdirmiş kişileri arayıp bulmak zorundadır. Aranacak kişiler gerçek Mürşidlerdir. Mürşidler kendilerine bağlananları Hakka götürürler. Tasavvufta Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat denen dört kapı vardır.

Nefs-i Emmare insana kötü işler yapmasını emreden, yeme içme ve şehvetten başka bir şey düşünmeyen aşağılık bir nefistir. İnsanın en büyük hedefi bu kötü nefisin şerrinden kurtulup Hak’kın rızasına kavuşmak olmalıdır. Çünkü Hak’kın rızası ancak nefsi yenmekle elde edilebilir. Nefsin esiri olan, Allahın emirlerini nasıl yerine getirecek. O’nun rızasını nasıl kazanacaktır? Nefis Allah ile kul arasında en kesif bir perdedir. Nefsin şerrinden kurtulmanın yolu onunla mücadele etmektir. Nefsin her isteği yerine getirilirse şımarır. Silahları olan kibir, tamah, hırs, ihtiras, haset v.s. gibi arzularla bedeni köleleştirip, ruhu esir eder. Kişi mücadele neticesinde kendine efendi olan bu arzulaştırırsa ruh gerçek hürriyete doğru yol alır.

İnsana ebedilik kazandıran sır nefsin terbiye edilmesi, Allahın sevmediği vasıflardan sıyrılıp, Mutmaine makamı ile Allahın sevdiği ve razı olduğu makama yaklaşmaktır. Bir bakıma bu dünya nefisle mücadele edip başarıya ulaşınca imtahanı kazanıp, sonsuz saadete kavuşmaktır. Böylece ancak Allahın yeryüzünde ki halifesi ve varlıkların sultanı olmak mümkündür.

 

 




Bir Ayet

Sure: Bakara (2)
Ayet :108
   أَمْ تُرِيدُونَ أَن تَسْأَلُواْ رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَى مِن قَبْلُ وَمَن يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ
2.Yoksa, size gönderilmiş olan Elçi´den, daha önce Musa´dan istenenleri mi istiyorsunuz? Ama her kim, hakikate inanmak yerine onu inkar etmeyi tercih ederse doğru yoldan sapmış olur.