|

H.AHMET ve MEVLÜT BABA ANMA PROGRAM GÖRÜNTÜLERİ ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLEN, BİZİM PEYGAMBERİMİZ, EFENDİMİZ; HAZRETİ MUHAMMED (SAV)Ey Muhammed biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiya Ayet 107)Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah'ı çok zikredenler için en mükemmel bir numune vardır. (Ahzab, Ayet 21) Cenâb-ı Hak, insanlığın babası Hz. Âdem (A.S)'i yaratmıştı. Başını kaldırıp bakan Âdem (a.s. ), Arş-ı A'lâ da muazzam bir nur ile bir isim yazılı gördü: "Ahmed." Merak edip sordu: "Ya Rabbi, bu nur nedir?" Allah Teâla buyurdu: "Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nûrudur ki, onun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed'dir. Eğer, o olmasaydı, seni yaratmazdım! İmanımızla kabul ettiğimiz bu muazzam gerçeği, milyarlarca sene sonra gelen o nûrun sahibi de, bütün açıklığıyla ifade buyurmuşlardır. Bir gün Ashabdan Abdullah bin Câbir (r.a.), "Yâ Resûlallah," dedi, "bana, Allah'ın her şeyden evvel yarattığı şey nedir, söyler misin? Şu cevabı verdiler: "Her şeyden evvel senin Peygamberinin nûrunu, kendi nurundan yarattı. Nur, Allah'ın kudreti ile dilediği gibi gezerdi. O zaman ne Levh-i Mahfuz, ne kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne melek, ne semâ, ne arz, ne güneş, ne ay, ne insan ve ne de cin vardı. "Semâyı bütün haşmetiyle aydınlatan nûr, sonra ilk olarak Hz. Âdem'in alnında parladı. Sonra peygamberlerden peygambere geçerek İbrâhim'e (a.s.) kadar geldi. Ondan da oğlu Hz. İsmâil (a.s)'e intikal etti. (Kastalani, Mevabibü'l-Ledünniye, 1:6.)Allah (CC), İbrâhimoğullarından İsmâil (a.s)'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından da Kureyş'i, Kureyş'ten de Beni Hâşim'i, Benî Hâşim'den de beni seçmiştir."Bütün kaynakların ittifakla belirttikleri, Kâinatın Efendisinin yirminci dedesine kadar uzanan neseb silsilesi şöyledir: "Muhammed (a.s.m.), Abdullah, Abdülmuttalib (asıl ismi Şeybe), Hâşim, Abd-i Menâf (Muğîre), Kusay, Kilab, Müne, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike (Amir), İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan." İşte, Fahr-i Kâinat Efendimizin büyük dedeleri bu zâtlardı. Herbirinin zürriyeti çoğalmış ve herbiri pekçok cemaatların reisi ve birçok kabile ve aşîretlerin dedesi ve babası olmuşlardır.Ancak, ne vakit birinin iki oğlu olsa veya bir kabile iki kola ayrılsa, sevgili Peygamberimizin soyu en şerefli ve en hayırlı olan tarafta bulunur ve her asırda onun büyük dedesi kim ise, yüzünde parlayan müstesnâ nûrdan bilinirdi. Hz. Ali (ra)'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor: "Dedem Hz. Ali (ra), Peygamber Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi: "Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu her şeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salat (dua, peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun." (Et-Tirmizi, Şemail-i Şerife - S, 18-19 ) En yakınlarından biri olan Hz. Ali (ra), Peygamberimiz (sav)'in sohbetlerindeki ortamı ve sahabeleriyle olan ilişkisini şöyle açıklamıştır: "Resulullah insanların eli en açık, gönlü en geniş ve şivesi en düzgün olanı, yüklendiği işi en iyi şekilde ifa edeni, en yumuşak huyluları ve sohbeti en güzel olanıydı. Onu tanıyıp sohbe-tinde bulunanlar ona severek sokulurdu. Onu niteleyen: 'Ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim' derdi. Ne zaman kendisinden bir şey istense onu mutlaka verirdi." (Tirmizi; Ulum'id-din, s.814) " Birlikte oturduğu kimselerin her biriyle ilgilenir, farklı muamele ettiği izlenimi vermezdi. İhtiyacını gidermesi için onunla oturan veya onu ayakta tutan kimseye karşı sabırlı olur, o kişi ayrılmadıkça kendisi onu terk edip ayrılmazdı." Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in tüm insanlığa örnek olan şefkati, merhameti ve müminlere olan düşkünlüğü, çocuklara olan tavrında da çok yoğun olarak görülmektedir. Peygamberimiz (sav) hem kendi çocukları ve torunları hem de ashabının çocukları ile çok yakından ilgilenmiş, doğumlarından isimlerinin konmasına, sağlıklarından ilimlerinin artmasına, giyimlerinden oynadıkları oyunlara kadar onlar için tavsiyelerde bulunmuş, hatta bizzat yol göstermiş, ilgilenmiştir. Kız çocuklarının doğar doğmaz öldürüldükleri bir dönemde peygamber olarak görevlendirilen Hz. Muhammed (sav), kız çocuklarını da erkek çocuklardan ayırmamak gerektiğini, kız çocuklarını öldürmenin günah oduğunu bildirmiş, ve hepsine eşit sevgi ve ilgi göstererek, topluma da güzel bir örnek olmuştur. Peygamberimiz (sav)'in kız çocuklarındaki güzel özellikleri vurguladığı sözlerinden biri şudur: "Kız ne güzel evlattır. Şefkatli, yardımsever, munis, kutlu ve analık duyguları ile doludur." (Ahkam-ül-Evlad s. 72) "Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz." (Kütüb-i Sitte, s.512) Osman bin Affan (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Kim her sabah ve her akşam üç defa 'Bismillâhillezi la yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardı velâ fi'semâ' ve hüve's-semîu'l alîm. (İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah'ın adıyla. O her şeyi du-yar ve bilir)' derse, ona hiçbir şey zarar vermez.'" (Ebu Davud, Tirmizi)Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: "Bir melek geldi ve bana şu müjdeyi verdi: Ey Muhammed! Rabbîn diyor ki: 'Sana salâvât okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selâm okuyan herkese de benim on selâm okumam sana (ikram olarak) yet¬mez mi?'" (Nesai) İbnu Mesud (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvât okuyandır.'" (Tirmizi)Ka'b İbnu Ucre (r,a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) yanımıza gelmişti: 'Ey Allah'ın Resulü, sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik. Ama sana nasıl salât okuyacağız bilmiyoruz?' dedik. Resulullah (s.a.v) şöyle söyleyin: 'Allahümme salli âlâ Muhammedin ve âlâ âl-i Muhammedin kemâ salleyte âlâ İbrahîme inneke hamîdun mecîd. Allahümme bârik âlâ Muhammedin ve âlâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte âlâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd' buyurdular. "(Müslim, Buhari, Ebu Davud) Amr İbnu Rabi'a (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Bana salavat okuyan bir mü'min yok¬tur ki ona melekler rahmet duası etmemiş olsun. Bu, bana salâvât okuduğu müddetçe devam eder. Öyle ise kul bunu, ister az ister çok yapsın!'" (Kütüb-i Sitte) Osman bin Affan (r,a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Bir kimse abdest alırken elle¬rini yıkar, sonra ağzına ve burnuna üç defa su verir, yüzünü ve ellerini dirsekleriyle birlikte üç defa yıkar, başına mesheder, sonra ayaklarını yıkayıp konuşmadan: 'Allah'tan başka ilâh olmadığına onun bir olup ortağı bulunmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim’. Derse, iki abdest arasında işlemiş olduğu küçük günahları bağışlanır. (Ebu Ya’la) Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "On şey fıtri sünnetlerdendin;- Bıyıkları kısaltmak, - Sakal bı¬rakmak, - Burnu temizlemek, - Tırnakları kesmek, - Misvak kullanmak, - Parmakların arasını yıka¬mak, - Koltuk altındaki kılları kesmek, - Avret ma¬hallindeki kılları temizlemek, - Suyla temizlenmek." Hadisin ravisi, "Onuncusunu unuttum. Bu da ağzı çalkalayıp temiz tutmak olabilir" dedi. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace.) Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “ Müşriklere muhalefet edin ve onlar gibi yapmayın. Sakalınızı bırakın, bıyıklarınızı kısaltın.” (Buhari, Müslim) "Peygamber Efendimiz bize elde ettiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi." (Buhari) Resulullah (s.a.v) söyle buyurdu: "Elbiselerden beyaz olanları giyin. Çünkü onlar en hayırlı giyeceklerinizdir. Ölülerinizi de beyazla kefenleyin." (Tirmizi, Ebu Davud.) Resulullah (s.a.v) insanın sol eliyle yemesini, bir tek ayakkabı ile yürümesini, bir tek kumaşı sımsıkı bürünmesini, bir tek beze sarınıp dizlerini yukarı dikmek suretiyle kaba etleri üzerine fercini açarak oturmasını nehy etmiştir. (Müslim)Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim muktedir olduğu halde tevazu maksadıyla (Allah için) kıymetli elbise giymeyi terk ederse, Allah (CC) kıyamet günü onu mahlukatın başları üzerine çağırır ve dilediği iman elbisesini giymekte onu muhayyer bırakır. (Tirmizi)Cabir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) bize geldi. Saçları birbirine ka-rışmış birini görünce, "Bu adam saçını düzeltecek bir şey bulamadı mı?" buyurdu. Üzerindeki elbiseleri kirli başka birisini görünce de, "Bu da elbisesini yıkayacak bir şey mi bulamadı?" dedi. (Ebu Davud, Nesai.) Hz. Aişe (r.anha): Resulullah (s.a.v) misk ve amber gibi renksiz koku maddeleri sürünürdü ve derdi ki: "Sürünme maddelerinin en iyisi misktir." (Tirmizi, Nesai, Ebu Davud.)Peygamberimiz (s.a.v) yemekten önce ellerini, yemekten sonra hem ellerini hem de ağzını yıkardı. Yemeğe Besmele ile başlar, bitirdiğinde Elhamdülil¬lah derdi, sofrada çöpe atılacak herhangi bir yemek ya da ekmek artığına müsaade etmezdi. Yemek devam ederken müsaade almaksızın herkesten ön¬ce kalkılmasını doğru bulmazdı. Karnını tıka basa doldurmaz, bir yemeği beğenmezlik etmezdi; arzu ederse yer etmezse yemezdi, vakti müsaitse davete icabet ederdi. Suyu dibi görülen kaptan içerdi. Bal şerbetini ve nebiz denilen bir çeşit hurma ve üzüm kompostosunun tazesini severdi. (Tirmizi.)Resulullah (s.a.v), su içerken aralıklarla üç defa nefes alır, içer ve "Şüphesiz ki üç nefeste içmek susuzluğu daha iyi giderici, zararsız ve sağlığa daha uygundur" buyururdu. Enes, "Ben de üç nefeste içerim" derdi. (Buharı, Müslim, Ibnu Mace.)Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "İnsanların kendisi için ayakta dikilmelerinden memnun olan kimse cehennemden yerini hazırlasın." (Tirmizi)Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kim Allah'a ve Resulüne itaatten vazgeçer, cemaatten ( ehl-i sünnet] ayrılır ve bu halde iken ölürse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Ve kim, sonucunun hayır mı şer mi olduğu bilinmeyen bir dava uğrunda açılan bir bayrak altında çarpışır, sırf soyu sopu için öfkelenir, ırkçılığa çağırır veyahut buna yardım¬cı olur ve bu yolda öldürülürse, o da cahiliyet üzerine öldürülmüş olur. Kim ümmetimden ona buna vurur, onlara karşı çıkar, müminlere karşı işlenen haksızlıklara aldırmaz, verilen sözlerini yerine getirmezse, işte o bizden değildir, ben de ondan değilim." (Buhari, Müslim)Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “ Üç kişi yolculuğa çıktıkları zaman içlerinden birisini başkan (yol emiri) seçsinler.” (Ebu Davud)Bera b. Azib (ra)’den rivayet edilmiştir: “ Resulullah (sav) bize şu yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı: Hasta ziyaretini, cenazeyi kabre kadar götürmeyi, aksırana ‘ Allah sana rahmet etsin demeyi’, yemin edenin yeminine riayet etmeyi, haksızlığa uğrayanın elinden tutmayı, herkese selam vermeyi, davete katılmayı emretti. Altın yüksük takmayı, gümüş kap kullanmayı, kırmızı eyer yastığı kullanmayı, kabartma çizgili ipek, kalın ipek, ince ipek ve genellikle ipek kullanmayı yasak etti.” (Buhari, Müslim)Hz. Aişe (r.ah) anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.v) yatağına girdiği zaman, Muavvizeteyn'i (Felâk, Nâs sûreleri) ve Kul hüvallahu ehad'i (İhlas sûresi) okur, ellerine üfleyip, sonra ellerini yüzüne ve vü¬cuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hasta¬landığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı isterlerdi." (Müslim, Buharı, Tirmizi)03/04 ŞUBAT 2006 gecesi idrak edeceğimiz mübarek Mevlüd-ün Nebi (sav)’nin, zulüm altında olan Müslümanların kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-i Allah (CC)’dan niyaz eder, mevlit kandilinizi tebrik ederiz.
|