• errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com





KUTSAL TOPRAKLAR

NAMAZ VAKİTLERİ

HANGİ TAKVİMİ KULLANIYORSUNUZ ?
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBügün209
mod_vvisit_counterDün510
mod_vvisit_counterBu Hafta719
mod_vvisit_counterBu Ay5132
mod_vvisit_counterTüm Günler1706844
RUFAİ SEYYİDLERİ


Rufai Seyyidleri

Not :Sitemizdeki yazıları izinsiz veya kaynak göstermeden almak kul hakkı doğurur.

GÖNÜL SULTANLARIMIZ KİTABI VE HAKK BASINDA ÇIKAN YAZILAR

Kitap temin ve bilgi için  :  CLOAKING adresinden iletişime geçebilirsiniz.

SEYYİD HACI AHMET BABA VE SEYYİD HACI MEVLÜT BABA HZ.

Her ismi güzel, her ismi âzam olan Hz. Allah’a (cc) sonsuz hamd, canlara canan ve cihana can olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) sonsuz salât, Ümmet-i Muhammed’in temiz pâk annelerine, İslam dininin yayılması hususunda peygamberimizin emrinde hareket eden Ashâbı’na ve Kevser suyunu Müslümanlara takdim edecek zürriyetine selam olsun.Cemiyetleri ayakta tutan insan unsuru çok önemlidir. Zîrâ topluma hâkim olan genel ahlâk kuralları, hayat anlayışı ve dünya görüşünün günlük hayata aksetmesi örnek insanlarca mümkündür.Gönül Sultanları, sadece yaşadığı devrin değil sonraki devirlerin de aranılan manevî şahsiyetleridir. Sağlıklarında olduğu gibi vefatlarının ardından da feyizlerinin gönüllerden ve isimlerinin dillerden düşmeyişi bunun ispatıdır.Muhakkak ki tarih sayfaları yaşanan hayatları kaydeder. Bu kayıtlara baktığımız zaman bazışahsiyetler vardır ki; kendileri, nefisleri için değil, dinleri ve milletleri için yaşarlar. Şerefli bir ömrü hizmetle tamamlarlar. Onlar her zaman müracaat edilen, her vakit kendilerine danışılan, sıkıntıya düşüldükçe mekânlarına varılan, dertlere çözüm için menzilleri arşınlanan ışık adamlardır. Bir nevi kutup yıldızı gibidirler. Yol- yordam gösterir, edep erkân öğretir, akıl fikir verirler. Hz.Rasulullahın Hüseyni nesebinden Seyyid Hacı Mevlüt Babayı tanımak için önce adına Palandöken İlçe hudutlarında camii yapılan dedesi Seyit Hacı Ahmet Babayı ve Sarıkamış Harekâtında vatanı uğruna vatanında şehid olan babası Şehit Yakup Babayı tanımak lazım.

Sevgili Peygamberimiz (sav)’in hayatından şu bilgiyi paylaşmak Seyyid Hacı Ahmed Baba’nın kendine sır olan 120 yıllık hayatının manevi bir tayin üzere bina edildiğini bize daha iyi anlatmış olacaktır. Hz. Peygamberimiz (sav), Mısırlı Mariya (ra) annemizden olma oğlu İbrahim’i kaybedince baba şefkati ile ağlamıştır. O’nun bu halini gören müşriklerden As bin Vail: “Ya Muhammed siz ağlamanın cahiliye âdeti olduğunu söylerdiniz şu anda yapmakta olduğunuz şey nedir?” diye sorar. Şurası unutulmamalıdır ki; Bu dinin peygamberi olan efendimiz (sav) aynı zamanda İslam ordusunun kumandanı, o ülkenin reisi, eşlerinin kocası ve evlatlarının da babasıdır. Ağlamak merhamettendir. Merhametin merkezi ise Hz. Rasulullahtır (sav). Buyururlar ki “elbette saçını başını yolmak, elleri ile yüzü gözü tırmalamak, üzerine topraklar saçmak, elbiselerini paralamak, figan ederek ağlamak cahiliye âdetidir. Bu yaşlar benim nübüvvetimden değil babalık şefkatimin rikkatinden (inceliğinden) dökülen yaşlardır.” Peygamberimize kasıtlı sual soran müşriğin arkadaşı Utbe b.Muayt, As b. Vail’e kiminle konuştuğunu sorunca As b.Vail[1]: “ebter” ile konuştum der. Bu hadise karşısında mahzunlanan peygamberimize Rabbimiz “Kevser suresini” inzal eder. Özellikle bahse konu surenin tefsirinde peygamberimizin neslinin Fatımatü’z- Zehra (ra) annemizden geleceğini, arzın yüzüne yayılacağını, içlerinden birisi kaldıkça kıyametin kopmayacağını müjdeler. “El Kevser: Kevseri, yani bütün hayırlı şeyleri, Kur’anı, cenneti, Kevser ırmağını, ilmi ameli, şerefi sana bahşettim. Sana itaati, kendime itaat ilan ettim. Seni kendime Habib, sevgili seçtim. Sana sevgili kızın Fatıma’yı verdim ki, senin zürriyetin Fatıma’dan dünya yüzüne yayılacak, senin zürriyetinden ziyade hiç kimsenin zürriyeti olmayacak…”[2] Buradan hareketle deriz ki Hz. Rasulullah’ın nesli manevi bir tain ile arzın yüzüne dağılmışlardır.

SEYYİD HACI AHMET BABA

Seyyid Hacı Ahmet Baba 1792 tarihinde Van da dünyaya gelir. İlk eğitimini ve terbiyesini babası Yusuf-u Naili Hazretlerinin dergâhında ikmal eder. Henüz buluğa erdiği yıllarda istikbalini tayin eden bir sahih rüya görür.Rüyasında Pasin istikametinde parmak parmak dağlarla çevrili köy içerisinde büyükçe bir çınar ağacının altında oturmaktadır. Ağacın dallarına kuşlar konmuş ötüşmektedirler. Babası Yusuf-u Naili Hazretleri rüyadan beklenen mesajı almış ve demiş ki. Oğlum rüyanda sana gösterilen o çınar ağacının kökü Hz.Rasulullahtır. Dalları biz evlatlarıyız. Dallarına konup ötüşen kuşlar ise bize intisap edinen müritlerdir. Ötüşmeleri Hakkı zikretmeleridir. Sen o mekânı bulup orada İslâm’a hizmet için, insanları yetiştirmekle görevlisin. Böylece baba ocağından ayrılan Seyyid Hacı Ahmet Baba İstanbul istikametine doğru yola çıkar. İstanbul Üsküdar daki Aziz Mahmut Hüdayî dergâhında meşveretle iştigal eder. Dergâhın o günkü şeyhi Mehmet Ruşen Hilmi Hazretleri Nakibul eşraflar aracılığı ile imparator hudutları içerisinde bulunan Hicaz beldesindeki han, hamam ve vakıflardan ücretsiz istifade etmeleri için devrin padişahı Abdülhamit Handan onaylı bir belge alır. Hacc kafilelerindeki deve kervanları ile 6 ay gidiş 6 ay dönüş olmak üzere bir yıllık zaman diliminde Hacc ibadetlerini yerine getirirler.  Tekrar İstanbul’a dönüldüğünde Padişah Hacı Ahmet Baba’nın da seyit neslinden olan Nakibul eşraflar ile sarayda kalmasını istemektedir.  Hacı Ahmet Baba kendisine manen sahih rüya yolu ile işaret edilen dergâhını Erzurum Pasinler’e bağlı Sanamer köyünde kurmak üzere müsaade alır ve 2 yıl Urfa Halilürrahman da ve Bitlis Muhammedi Küfrevi Hazretlerinin dergâhlarında meşveret ettikten sonra Sanamer’e ( Bugün kendi adı ile şereflenen Hacıahmet ) Köyüne yerleşir. Kendine sır olan 120 yıllık ömrünü tasavvufi bir iklimde 1912 yılında bahse konu köyde tamamlar. Türbe- i şerifleri Sanamer köyündedir.Çağının âlimleri tarafından “gâvs-ı âzâm”lığı hususunda ittifak edilen Seyyid Hacı Ahmed Baba’nın hayatı kerâmetlerle doludur. O dönemin meşayıhı, Seyyid Hacı Ahmed Baba için “kerâmet denizi” demişlerdir.O sadece yaşadığı devrin değil sonraki devirlerin de aranılan mânevî şahsiyeti olmuştur. Sağlığında olduğu gibi vefatının ardından da hala feyzinin gönüllerden ve isminin dillerden düşmeyişi bunun ispatıdır.

ŞEHİT YAKUP BABA

Ailemizde şehit Yakup Baba’nın ismi yâd edilince akla gelen ilk şey: “Sarıkamış Harekâtında dervişlerden mütevellit 60 kişilik müfreze birliği ile 11. Kolordu Komutanı Galip Paşaya bağlı, 33. Tümende Yüzbaşı Cevat Beyin birliğini takviye etmek üzere Sarıkamışın Kötek ve Zivin Köyleri arasındaki mevzilerde Rus Generali Yudeniç kuvvetleri ile yapılan çatışmada şehit olduğudur.”  Ailemiz nezdinde Tarihler 2 Ocak 1915 gösterdiğinde Beyaza al gönele gam düştüğü gündür. Yani Sarıkamış’ın karlarla beyazlanan dağlarının şehitlerin al kanları ile boyandığı gün olmuştur.

SEYYİD HACI MEVLÜT BABA

15. Vefat yıl dönümünü yâd ettiğimiz Mevlüt Baba nüfuz cüzdanı bilgilerine göre Hicri 1312/ Miladi 1895 yılı Mevlit Gecesi dünyaya gelmiştir. Böylece o ay ve geceye hürmeten dedesi Hacı Ahmet Baba tarafından ismi Mevlüt konmuştur. Yöre halkı izett-i vasıf olarak bu ailenin her erkek evladına baba kız evladına ise ana diye hitap etmişlerdir. Bu sözlü gelenek halen devam etmektedir. Mevlüt Baba dedesi Hacı Ahmet Babanın mübarek dudakları ile öpülmüş, şefkatli elleri ile okşanmış ve yüce terbiyesi altında bir çocukluk yaşamıştır. Medrese eğitimini Hacı Ahmet Baba’nın halifelerinden Öznü’lü Abdulgani Efeden tahsil etmiştir. Yani Kuranı kerim okumayı ve ezberlemeyi, hadis ezberlemeyi Arapça yazı yazmayı ve Osmanlıca Mevlit okumayı hocasından öğrenmiştir. Günün şartlarında bir üst medrese olan Erzurum’daki Kurşunlu Medresesine gidecektir ancak Osmanlı Rus savaşı patlak vermiş ve seferberlik ilan edilmiş. Doğu Anadolu köyleri İmparatorluğun emri ile iç Anadolu’ya gitmek üzere muhacir olmuşlardır.  1914 güzü ile Mevlüt Baba, annesi, ağabeyisi Muhammet ve kızkardeşleri Mahbup ve Ayşe ile Hasankale Tortan, 1915- 16 da Sivas Şarkışla ve 1916- 17 de Kayseri Maksutlu Köylerinde kalmışlar. Muhacirler çetin ve zorlu şartlarda sulardan bulaşan tifo, kolera ve dizanteri hastalıklarından dolayı yollarda tek tek kayıplar vermişler. Mahbup isimli bacısı Hasankale Miyadın( Ardıçlı) köyünde kışın tipide boğularak ölen abisi Muhammet ve annesi Nene Kayseri Maksutlu Köyü kabristanına defnedilmişlerdir. Mevlüt Baba Maksutlu köyünde 4–5 yaşlarındaki bacısı Ayşe ile köylülerin danalarını otlatmış hakkı olan tahılı değerlendiremeden yani satamadan Kazım Karabekir Paşanın Erzurum ve havalisini Ermenilerden temizlemesi üzerine vilayet önünden kendilerini Erzuruma getirecek dekovil yani ilkel trene binmek üzere izdihama katılınca bacısı ile elleri çözülmüş ve Ayşeyi kaybederek yalnız kalmıştır. Mevlüt Baba Sanemere Baba ocağına dönünce evlerinin kapı ve pencerelerinin kırıldığını eşyalarının yağmalandığını görmüş ve başlamış viranelere mamur hale getirmeye ve Sanamer Dergâhının faliyetlerini yürütmek üzere sonbahar ve kış mevsiminde civar köylere tasavvufi ziyaretler yapmıştır. 30 Kasım 1925 tekke ve zaviyelerin kapatılması ile birlikte 2 ay hapsedilmiş ve yapılan baskılar karşısında buyurmuş ki; Hiçbir gerçek tasavvuf erbabı yoktur ki milli birlik ve bütünlüğe yönelik bölücü yıkıcı fikri ve fiili eylemde bulunmuş olsun.1970 tarihinden vefat ettiği 29 Ekim 1994 tarihine kadar Erzurum da yaşadı. Bu caminin yapıldığı 1990 yılında büyük bir heyecanla maddi ve manevi himmetlerde bulundu.Hacı Mevlüd Baba’nın hayatı, ziyâretine gelenlere (küçük büyük demeden) hizmet ile geçmiştir. Hizmetin Allâh için olduğunu söyler ve hiç rahatsız olmazdı. En büyük hizmeti, nicelerinin hidâyetine vesîle olmaktı. Himmeti hizmetten doğardı.Mevlüd Baba, 1.80 boylarında, geniş omuzlu, mutedil vücutlu idi. Hiçbir zaman fazla kilosu olmadı. Hele göbek onun vücuduna hiç misâfir olamadı. Geniş alınlı, kalın kaşlı ve benzi sarışın idi. Ne şişman ne zayıf, kararında bir fiziği vardı. O, cemâli güzel, kelâmı güzel, kâmil bir insandı. Ruhu şad olsun Kendisine çok sevdiği üç şey sorulduğunda;1. Şehir merkezinde ferah bir mekânda yaşamak,2. Âlimlerle ilim meclislerinde beraber olmak,3. Eser bırakmak.Onun eserleri; satırlara değil sadırlarına, Allah’a kul olma bilincini yazdığı insanlardı. Çünkü o, mutasavvıf bir şahsiyetti.Tasavvuf satırda değil sadırda olmalıdır. Sadece okumakla olmaz. Birçok şey, öğrenilmek için yaşanır. İslâm ise yaşanmak için öğrenilir TASAVVUFİ DÜNYA GÖRÜŞÜ O’nun tasavvufi dünyasında yegâne ölçü Hacı Ahmet Babadır. Hayatı boyunca onun gönül penceresinden hadiselere baktı. Tasavvufu ondan aldığı şekli ile yaşadı ve anlattı,  Allah (cc) ve Rasulullah (sav) sevgisini örnek yaşantısı ile gönüllere nakşetti.   Onun anlattıkları sözden ziyade hal idi,   bedeni ile bu dünyada yaşarken ruhu ile ötelere açılan bir âlem içinde yaşadı. O yazısız dilsiz ifadelerle isteyenlere çok şeyler öğretti Onun hali ile öğrettiklerini sözün gücü üzerinden anlatırsak deriz ki; Onun dünyasında:Şeriat kapısı mürşit anahtarı ile açılır ve kalbin derinliklerine yol alır. İşte bunu adı tasavvuftur. Şeriat anlatılandır. Tasavvuf anlatılmadan anlaşılandır.  Görülenleri görmek gözün işidir. Görülmeyenleri görmek gönlün işidir. Tasavvuf bu beden kalıbında ruh mekânında yaşamaktadır. Tasavvuf şeriat güneşinden ışığını alan karanlık gecedeki ay ve yıldızların gökyüzü temaşasıdır. Mürit aşk ararsa mürşidine muhabbet eder. O sevgilinin dudakları kadeh, dudaklarından dökülen sözlerde bade olur. Mürit o badeyi gözü ile alır kulağı yolu ile ruhuna akıtır. Kulaktan ruha damlayan muhabbet gönülde süzülür. Ruhun derinliklerindeki mahzenlerde muhafaza edilir. Terbiye ve nazar irşat edicinin halinden alınırsa tatlı su gibi gittiği her yere hayat götürür. Derdi olan derman arar.  Soğuktan korunmanın yolu kalın kıyafetler giyinmekse dertlerden korunmanın yolu da devaya koşmaktır.

Beşeriyetin hırs ve ihtirasından yaramaz ve çirkin huylardan kurtulmanın yolu Gönül Sultanları ile beraber olmaktan geçer.Ruhlarına el fatiha

 

Baki Baba Gönül Sultanlarımız Yazarı


 

[1] Abdulfettah el-Kâdî Esbâb-ı Nüzûl Sahabe ve Muhaddislere Göre,  Ankara 1996 s 443.

[2] El-Hac Muzaffer OZAK  “İRŞÂD” C.2. s.10.

 


www.errufai.web.tv

 

Bir Ayet

Sure: Enam (6)
Ayet :88
   ذَلِكَ هُدَى اللّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
6.Bu, Allahın rehberliğidir: O, bununla kullarından kimi dilerse onu doğru yola ulaştırır. Onlar, Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmış olsalardı, o ana kadar yaptıkları bütün (iyi) şeyler gerçekten boşa gitmiş olurdu: